![]() FIVE, 405’imin son noktası, sonu, jübilesi. Kahramanların büyük ve ciddi hikayeleriyle başladım 405’e, dünya her an gerçek anlamda başımıza yıkılabilirdi, birileri ölebilirdi, ki en küçük hatalarda dahi castin yarısının telef olduğunu hatırlarsanız, neden bahsettiğimi de anlarsınız.. Ancak, yine hatırlarsanız, 405’in diğer senaryolardan farklı olan bir tarafı vardı.. 4’te kahramanları yazdık ve dünyayı kurtardık dedik, 0’da sonra yıkılmaktan son anda kurtaracağımız dünyanın ta kendisini kurduk, epiklik neymiş bunu öğrendik, ve sonra 5’e geçtik.. 5’ti işte, FIVE’tı işte 405’in gizli noktası.. Çünkü 5 kalp demekti, aile demekti.. FOUR bittiğinde, ZERO bittiğinde betalar bana “Neden FIVE’ı yazmak istiyorsun, FOUR’dan farkı ne olacak” demişlerdi, ve hepsine verdiğim cevap aynıydı: “FOUR’da kahramanlarım bir şeye sahip olmak için didinip durdular, FIVE’ta o sahip olduklarını korumayı öğrenecekler..” Ve öyle de yaptılar. Hepsi, teker teker hepsi, sahip olduklarını tekrar gözden geçirdiler, son ana kadar tekrar tekrar sorguladılar, ve tekrar tekrar kazandılar, ya da kaybettiler.. Bu senaryonun 405 evrenine kattığı birkaç şey oldu.. Bunlardan ilki babamızdı, James’ti. Kendisini 405 serisinde zaten James olarak, Senor olarak kabul etmiştik, ama James bu senaryoda öyle bir parladı ki, okuyucunun atar damarı oldu: onun orda olduğunu bilirsiniz, ama o olmazsa 30 saniyede ölürsünüz. James bir dost, abi, eş, koca, partner, sırdaş, suçlu, mızıkçı, muzur, centilmen ve kabaydı, her şey oldu, öylesine kendini açtı ki, okuyucu onu kabul etmese zaten neyi kabul etsin ki, bunu sorgulayacak duruma geldi.. James’ten sonra kazandığımız ikinci şey, bir anneydi, o da Myra’ydı. Gerçekten de Myra, 405 süresince zaten büyüyen bir kadın olarak ordaydı, ancak 5 başlarken bizler de bir adım gerideydik, 4’te başımıza ne geldiyse Myra’dan gelmişti, nerdeyse ölüyorduk, şimdi ne olacaktı? Yine o kadar kolay güvenebilir miydik kendisine? O bizim Myra’mız mıydı hakikaten? Öyleymiş. Myra, bizlerle beraber kendi kabuklarını kırmaya başladıkça, karşımıza kendine güvenen, genç ve güzel bir kadın çıkmaya başladı.. Ve okuyucu olarak bizler, tekrar onun yanında, Myra sempatizanı olmaya başladık, anca beraber kanca beraber dedik, dünyayı nerdeyse yıkıyordun, ama en azından yıkmadın, bir daha bunu denemezsen, her daim yanındayız dedik, Myra da tamam yıkmam dedi, ve biz bayrakları tekrar çıkarttık.. Üç? Çocuklar. Senaryo, genel olarak hem FOUR’dan sonra kırıkları toplama, hem de SIX için hazırlık olduğundan, 4 yeni doğumla karşılaştık.. Burada, senarist olarak, bir anektodu paylaşmam gerek.. 405’te, Miranda ve Daren’dan sonra, benim planladığım üçüncü bebek Jacquelyn idi.. Ve FIVE’ta bunu görmek için yanıp tutuşuyordum, her şeyini planlandığı gibi götürdüm, ama o bebek ortaya çıkana kadar, bir Lance, bir Claudine, ve bir Lincoln’umuz oldu.. Claudine FOUR’da sürpriz olarak ortaya çıkmıştı, evet o da sürpriz bir bebekti, kısaca SIX aslında 3 bebekten oluşacakken, birden 6 bebekten oluşmaya başladı.. Kararıma sadık kaldım, Jacquelyn yine en küçükleri oldu, en cici ve en temizleri olarak da öyle kalmaya devam edecek.. Miniğim bu 5 delinin ortasında az çekmeyecek :) Bir yazar olarak bazı şeyleri yazmak kolay, bazı şeyleri yazmak zor.. Bir savaşı yazmak, bazen bir tartışmayı yazmaktan daha kolay.. Bazen de tartışmayı yazmak, bir savaşı yazmaktan daha kolay.. Örnekleri herhangi bir tartışma ve ZERO savaşı olarak karşılaştırarak durumu görebilirsiniz.. Ama şimdiye kadar söylediğim, benim için geçerli olanı, yazılacak şeylerde en zor şeyin insanlık olduğuydu.. İnsanlığı yazmak zordur, insanlığı harflerden ve ekrandan hissettirmek oldukça zordur, ama benim FIVE’ta yapmaya çalıştığım buydu.. İnsanlar arasındaki ilişkiler, ailelerin kurulması, bir aile, ailelerin büyümesi, sevgiler, kırıklıklar, kavgalar, tartışmalar, vaz geçmeler, vaz geçememeler, hainlikler, aldatmalar, neşeler, üzüntüler, güvenmek, güvenmemek, yalan söylemek, doğruyu söylemek.. Okuyucuyu zıtlıklar teoremiyle ağlatmak kolaydır.. Ama zıtlık olmadan ağlatmayı başarmaya çalıştım.. Sevinçten içinde bir şeyler olsun, zıp zıp zıplasın, kahkahalar atsın, dans etmek istesin istedim.. Bunları sadece onun hissettiğini düşünüp deli olduğundan şüphelenmesini istedim, ama ben yazıyorsam, sizden daha deliyim, içler rahat olsun.. Başka? Başka, geleneklerimiz vardı, bir rahip Dalton mesela, bir “James’in bana verdiği yetkiyle” kurumu, bir merdiven bariyeri, her çocuğun mutlaka bir kere takıldığı, bir koridor macerası, her çiftin ateşini fitillediği bir yer, bir unisex, bir bar.. Başka ne vardı? Çiftler.. 8 çiftim vardı, 3 tanesi tamamlanamadı, SIX’te büyükler ligini temsil edecekler, arada sırada romans ihtiyacını karşılamak lazım.. Ama tamamlananların beşinde de, okuyucuya 5 modern masal sundum, ZERO’dan sonra bize yakışan da buydu zaten :)) 405 tarihi boyunca James/Myra Uyuyan Güzel, Pierce/Naunet Külkedisi, Opal/Brian Rapunzel ve Beyaz Atlı Prens, Jason/Loret Çirkin Ördek Yavrusu, Kate/Jensen Güzel ve Çirkin oldular bizlere, şimdiye kadar fark etmediyseniz bunu size göstermekten gurur duyarım :)) Yarım kalmış çiftlerim Mia/Norman, ki ateşleri sizi de, beni de yakar, George/Irina asillikte ve sabırda okuyucuya “biz daha bir şey görmemişiz” dedirten gözbebeklerim, ve en önemli çiftlerimden biri, Ares/Lorelai.. İkisi kavuşana kadar kimler ölür kimler kalır bilmiyorum, ZERO’nun bana en büyük süprizi olan bu çifti FIVE’da görmeyi hiç düşünmüyordum, ama beni yine yanılttılar, Ares inatla senaryoda kalmaya devam ediyor, savaşını ne zaman kazanacak bilmiyorum, ama merakla bekliyorum.. Yarım kalan karakterler? Elbette oldu, bu bir devam senaryosu, ve yine devamı var.. Ares, Charlize, Antonio, George bunlardan başı çekenler.. Onlara da yeri geldikçe dokunacağım, iki tanrı, bir Garagas ve bir Morricone, her zaman ihtiyacım olan dinamikler.. FIVE’ın oldukça uzun süreceğine dair bir inanç vardı, 1000-2000 gibi bir FOUR deparı bekleniyordu, ancak ben başlarken bunun bir ara senaryo olduğunu, ve karakterlerimin artık bir üst seviyeye tırmandıklarını söylemiştim.. Gerçekten de artık öyle bir yerdeyiz ki, önemli bir karar vermem gerekiyordu : ya ben *bu* karakterleri yazacağım, ve onların gündelik hayatları olacağız, ya da onlar artık bir adım geri çekilecek, ve biz yeni hayatlar kuracağız.. İkinciyi seçtim, 405 castimden kopamam, ama devamlı onlarla devam edersem de bir nevi aynı yerde kalmaktan korktum, elimde bir kötü, bir düğün ya da bir cenaze olmadıkça, 405 keyifle okunacak espriler ve bakışmalar silsilesidir aslında.. Ve ben çok çok zevk alıyorum, inkar etmiyorum, en güzel zamanlarındalardı FIVE’ta, okumaya doyamadık, her laf atış, ve karşı cevap bizi zevkten zevke sürükledi, daha önce karakterleri bu kadar hissetmemiştik, bu kadar ait olmamıştık, ama dediğim gibi, zevki zevk yapan, zevkin ta kendisiydi.. SEVEN ELEVEN serisinde, ki bu 405’in devamı oluyor, yeni bir sayfa açıyoruz artık.. 405 karakterlerimiz konuk oyuncu olarak etrafta dönerken, bizim 6 yeni başrolümüz var, onlarla uğraşacağız.. 150’ye varan bir cast’ten 6’ya düşmek oldukça zorlayıcı
olacak, hele ki bu 6 kişinin boylarının şu anda dizimi biraz geçiyor olması da
cabası, ama bunlar SIX’in açılış notları olmalı :) Başlangıçtan beri orda olan, 405 serisinde benim kadar kafa patlatan, ve SEVEN ELEVEN’da da yanımda olacak herkese, bana kattıkları için çok teşekkür ederek bitirmek istiyorum, FIVE’ı sizlere adamıştım, umarım beğenmişsinizdir. Sevgilerle, daimi yazarınız, Dilş. 03.03.07 |